Önce dostumdan mail olarak aldım, ardından da Kreatif360 da gördüm. Paylaşmak istedim. JWT İtalya’nın işi. Yukarıdan case study’sini izleyebilirsiniz.
Son zamanlarda sosyal medyada çokça konuşulan bir blog’u tanıtacağım size bugün. Ne alaka diyenlere de yazının sonuna kadar sabredin diyeceğim.
Çorap delisi istanbullu, tahminen yükseklisans öğrencisi bir hanım kızımızın projesi. Kendi ağzından aktarırsak;
Önümüzdeki üç ay, kesin sayı vermek gerekirse 180 gün boyunca tek bir siyah elbiseyle bambaşka kılıklar yaratacağım. Aksesuarlar, ayakkabılar, saçlar ve elbette çoraplar. Herşeyi değiştirecek olan onlar. Sanırım bütün gün kaç kişi girmiş diye bakmakla geçecek.
Projenin adresi de http://corapdelisi.blogspot.com, girip bakmanızı, ve projeyi az biraz yakından incelemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.
Sevgili hanım kızımız bu projeyi yaparken; bir noktada Penti’nin bu projeden haberi oluyor ve kızımıza, projenin sonuna kadar tüm çorap masraflarını karşılayarak sponsor olmaya karar veriyorlar. Bu sayede Penti; neredeyse hiç çaktırmadan muhteşem bir kampanyaya başlamış oluyor. Hem proje hem de Penti’nin bu hareketi hakikaten çok başarılı!
Derken; lüzumundan çok uyanık bendeniz; sitedeki fotoğrafların oldukça profesyonel çekildiğini fark ediyorum. Şahsen çok sevmesem de iyi bir makina olan Pentax K10D kullanmış hanım kızımız. Başarılı flash kullanımı (hatta gölgelere bakarsak clip-on flash bile olabilir(?)), Snow Leopard’da Picasa 3.0 ile düzenlenmiş fotolar… Derken fotorafların exif içine gömülü çekilme tarihleri gözüme çarpıyor. Şu an 37. gününde olan projenin tüm fotoları (düzenlenme tarihleri farklı olsa da) 22-23 Ocak 2010 tarihlerinde çekilmiş. Ki, fotoğraf tarih, saat ve isimlerinin de sıraları akışa uymuyor. E hani 180 gün?
Derken; içime bir şüphe düşüyor. Ya bu proje Penti için yapılmış bir viralse? Böyle bakınca herşey anlam kazanıyor. Ve Penti’ye koca bir alkış istiyorum. Belki de son zamanlarda yapılmış en güzel viral çalışmalarından biri için. Zannımca benden başka Exif’e bakacak adam yoktur takipçilerinizin arasında. Eğer Exif bilgilerini silseydiniz, ben de bunun viral olduğunu anlamadan “ne güzel len” şeklinde bakardım olaya şüphesiz, ki halen de bakıyorum :)
Yok eğer viral değilse; e hanım kızım, hani 180 gün, 1 elbise? :)
Sevgilerle Efendim.
Hindistan’da milyonlarca kişi doktora gitmeden kendi kafasına göre ilaç almaktan dolayı tıbbi komplikasyonlarla karşı karşıya kalıyorlar. Hastalıkları belki ufak çapta birşeyken ciddi bir boyuta ulaşabiliyor. Aslında sadece Hindistan’da değil dünya genelinde bu bir sorun halini alıyor. Türkiye’de bile hayatında dişçiye gitmemiş 1 milyon kişi varmış, 100 kişiden 17’si hayatında dişçiye gitmediğini söylemiş.
Hindistan’da ve dünya genelinde hala hükümet veya sivil toplum örgütleri bu konuda yeterince harekete geçmemiş durumda. Mumbai’deki Patil Hastanesi ise bireyin ilaç kullanımında doktara danışması konusunda duyarlılık kazandırmak için “self-medication” programı düzenlemiş ve 10 gün boyunca süre bu programa toplamda 5000 kişi katılmış ve katılımcılar doktara danışmadan ilaç kullanımı konusunda iyice bilgilendirilmiş, toplumsal duyarlılık konusunda büyük bir adım atarken bir yandan da hastaneyi ziyaret eden hastaların sayısı arttırılmış. Bu başarılı kampanya ise R&P Advertising and media Communication reklam ajansının hazırladığı ilaç yerine kurşun konulan reklam afişinde farklı bir dille anlatılmış.
Tren yolunun üzerindeki yolda tren geleceğini haber verip kapanan tantanlara karşı direnen araba ve motorsikletler yüzünden birçok kaza meydana gelen Endonazya’da Kalibata tren yolunda çok başarılı toplumsal duyarlılığı uyandıran bir proje yapıldı. Büyük kasap bıçaklarına çevrilen tantanlar kapandığı zaman tamamen yolu geçişe kapatıyor aynı zamanda tehlikeyi haber veriyor. Bu başarılı çalışmanın mimarı EURO RSCG Adwork Indonesia reklam ajansı “Dikkatsiz davranmayın, güvenli tarafta kalın” sloganıyla çalışmayı hayata geçiriyor.
Şahsen böyle olduğunu düşünmesem de; erkeklerin kız arkadaşları ile yaşadığı en büyük problemi, erkek arkadaşları ile birlikte bara gitmek istemelerini hoş karşılamamalarıymış. Arjantinin en ünlü bira üreticilerinden biri olan Andes, bu konuya bir çözüm bulmuş. Barlara tamamen ses-geçirmez, içinde ambians sesleri yaratabildiğiniz telefo kulübeleri yerleştirmişler. Bu sayede daha mutlu erkekler, daha az ayrılan çiftler elde ettiklerini belirtiyorlar.
Projenin videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.
Why Lie if you can teleport?
Kanyon’da gezinirken rastladım bu dükkana. Imaginarium çocuklar için ürün satan bir firma. Kendilerini farklılaştırmak için 2 giriş kapısı yapmışlar. Biri büyükler diğeri ise esas müşteriler, çocuklar için.
Çok bücürün kalbini kazandıklarına eminim bu hareket ile!
“GDO” nedir? Çoğu kişinin TV reklamlarında ilk kez tanıştığı, sağlığımız için olumsuz bir katkı maddesi olduğu bilinen ama tam olarak ne olduğu ve hangi gıdalarda olduğu bilinmeyen bir kavramdır.
GDO yani namı değer Genetiği Değiştirilmiş Organizmaları kısaca tanımlayacak olursak genetik mühendisleri tarafından bir canlıya başka bir canlı türünden gen aktararak yeni bir canlı organizma ortaya çıkarılmasıdır. Gen aktarılan canlının DNA’sı değiştirilmekte, kendi türünde olmayan özellikler edinmektedir. Canlılar dogal süreçler içinde de değişikliğe uğrarlar. Bugün gıda olarak yediğimiz bitkilerin hemen hemen hepsi, insanların müdahelesi ile ya da doğal süreçler sonucu gelişerek, bugünkü özelliklerini kazanmış, çeşitlenmiş, zenginleşmiştir. Ancak bu değişiklikler aynı türün farklı çeşitleri arasında melezlenmeler ile oluşmuştur ve doğada farklı türler arası genetik alışveriş yoktur. Özellikle 1980’lerden sonra bitki biyoteknolojisi alanında önemli gelişmeler sağlanmıştır. İlk transgenik (genetiği değiştirilmiş) ürün olan, uzun raf ömrüne sahip Flavr Savr domatesi 1996 yılında raflardaki yerini aldı. Bunu, gen aktarılmış mısır, pamuk, kolza ve patates izledi.
Bu yöntemle elde edilen bitkiler, ilaçlara ya da zararlılara karşı daha dirençli oluyor. Bu da kimyasal böcek ilaçlarının kullanılmasını azaltıyor. Günümüzde mısır ve pamuğun zararlılara, soya ve kanolanın böcek ilaçlarına, papaya ve kabağın da virüslere karşı dirençli olmasında GDO teknolojisi kullanılıyor. http://www.ntvmsnbc.com
Peki GDO’lu ürünlere karşı ne yapmamız gerekiyor? Hayatımızı kolaylaştıran hazır gıdalardan uzak mı duracağız? Biz dursak bile çocuklarımızı, eşimizi veya kardeşimizi nasıl bilmediğimiz birşeyden uzak tutacağız? Kimimiz her zaman kullandığımız markalara sırtımızı dayıyoruz, kimimiz ise direk önyargı ile ne yiyeceğimizi bilemez hale geliyoruz. GDO’ya karşı tedbir almanın en iyi yolu ise; sadece BİLİNÇLENMEK.
Bu pazar İf’te filme yetişme koşturmacası içersindeyken ellerinde broşür ve büyüteçler ile fikirsahibi damaklar bizi bekliyordu. Fikir sahibi damaklar kimdir? Fikir sahibi damaklar toplumun yedikleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasını isteyen, bilinçli bir toplum oluşumuna katkıda bulunan bir organizyondur. Web sitesindeki (www.fikirsahibidamaklar.org) tanımına göre “Fikir Sahibi Damaklar, Slow Food’un Türkiye’deki konviviyumlarından biridir. Slow Food üyesi 105, FSD google grup üyesi 588 kişiden oluşur.”
Daha iyi görebilmemiz için büyüteç eşliğinde dağıtılan broşürlerde; “fikir sahibi damaklar diyorki: Ne yediğini bilmek hakkındır! kim ne derse desin, gerçek gıdayı ara. Üzerinde “GDO”suz yazanı seç yada organik ürünü tercih et. Gıdanın raf ömrü uzarken seninki kısalmasın! Düşün ki raflardaki onca gıdaymış gibi yapan ürün sen satın almazsan karlılığını yitirecek. Düşün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe sen satın almadığında üretenlere zarar olarak geri dönecek. Cebindeki o binbir güçlükle kazandığın paranın alım gücüne güven. Paranı gerçek gıdaya yatır.” sloganları ile amaçlarını kısa cümlelerle özetleyen fikir sahibi damaklar, toplumu da damakları konusunda fikir sahibi yapmayı amaçlıyor.
Kampanyada sağlık bakanlığının sitesinde yayınlanan bilgilerdende yararlanılmış. Uzmanların zararlarına karşı uyardığı katkı maddelerine http://www.saglikvakfi.org.tr/html/gkmy.asp?id=55 adresinden ulaşabilirsiniz.
Bence GDO’ya karşı duyarlı markalar da bu kampanyaların arkasında durmalı, böylelikle farklılıklarını gösterip, tüketicinin kalbinde ve midesinde daha rahat yerlerini alabilirler.
Bir markayı pazarlarken, markanın görünürlüğünü dolayısıyla da bilinirliğini daha çok arttırmaya çabalarız. Görünürlük nasıl arttırabilir? Aklımıza bir çırpıda neler gelir?
a) Reklam filmleri
b)Reklam afişleri

c)Sponsorluklar
d)Sosyal sorumluluk projeleri
e)İnternet reklamları

Hepsinin asıl amacı aslında satış grafiğini yükseltmek ve hatta pazardaki payını arttırmaktır. Peki ya kiralama seçenekleri?

Peugeot “mu” adındaki ilginç bir pazarlama stratejisi ile kiralamaya farklı bir boyut kazandırdı. Bu kampanyayı diğer kiralama servislerinden ayrıştıran temel sloganı ise; “gideceğin yere göre öde” oldu. Böylelikle şehrin farklı noktalarında kiraladığınız Peugeot marka araba, scooter veya minibüs ile aylık veya haftalık değil, gittiğiniz km’ye göre ödeme yapabiliyorsunuz. Bu şekilde şehirde görünürlüğünü arttırmanın yanısıra bu servisten yararlanan kişilerin ilerde bu markayı satın alabileceklerini düşünüyorlar. Böylelikle aracı kirayarak hem kazanıp, aynı zamanda reklam yapıp, diğer yandan da satışlarını arttırma hedefliyorlar.
Sistem nasıl kullanılıyor derseniz? İnternet üzerinden dolum yapılan hazırkart ile Peugeot marka çeşitli araçları kiralıyabiliyorlar. Halen Fransa’da 4 şehir’de görülen bu sistem yavaş yavaş avrupa şehirlerine de uzanmayı planlıyor.
Source: The Brand Age (sayı:13)
Çerçeve üreten bir firma için güzel bir mecra bulmak zor olabilir. Duraklara ortasına ayna yerleştirilmiş varaklı çerçevelerden daha iyi fikirler peşinde koşan fransız firması, kağıttan lastikli çerçeveler hazırlayıp, arabaların aynalarına yerleştirmişler. Üstelik gündelik hayattaki karelerin çerçeveler içinde daha güzel duracağını söyleyen ufak bir not eşliğinde!
Foursquare, Google buzz gibi yer bilgilerini de içeren paylaşımların yapıldığı platformların tehlikelerini düşündünüz mü? Barry Borsboom, Frank Groeneveld, Boy Van Amstel üçlüsü düşünmüşler ve mikro blogging siteleri ile yer bilgileri içeren paylaşımların hırsızlara muhteşem bur kaynak olduğunu farketmişler. Bu konu ile ilgili bir farkındalık yaratmak için pleaserobme sitesini hazırlamışlar. Yukarıda bahsettiğimiz servislerden bir noktada oldugunuza dair bilgi alınca Size twitter üzerinden cevap yolluyorlar.
Bu tarz sistemlerin riskleri üzerine tekrar düşünmemizi sağlayacak güzel bir uygulama.
Reklam eleştirileri ve Pazarlama Fikirleri merkezi Reklamania'ya hoşgeldiniz! Sokaklarda hergün gördüğümüz reklamlara biraz farklı gözlerle bakmaya çalışacağız bu sitede. Detaylı reklam analizleri, eleştirileri hazırlayacağız sizlerle birlikte. Zaman ilerledikçe markaların ya da reklam fabrikalarının ürettikleri üzerine projeler geliştireceğiz. Reklamların arkaplanlarını araştıracağız. Daha da deşip, kurcalayıp, hangi ajans yapmış, neden böyle yapmış sorularının cevaplarını, varsa (ki çoğu zaman var) yurtdışı örneklemeleriyle birlikte cevaplamaya çalışacağız. Biryandan da pazarlama yöntemleri, ilham alınacak fikirler, ve ayakta alkışlanacak işler bulup, araştırıp sizler ile paylaşacağız.